Birlik İş Güvenliği Enerji İşçi ve Çevre Sağlığı Eğitim Araştırma Derneği (BİR-DER) Başkanı Abdullah Bozkır, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre, Türkiye’de halen yaklaşık 20 bin iş güvenliği uzmanına ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Bozkır, toplam 1.4 milyon işyerinin bulunduğu Türkiye’de 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve ilgili yönetmeliklere göre bugün itibarı ile C sınıfı iş güvenliği uzmanı ihtiyacının 6 bin, B sınıfı iş güvenliği uzmanı ihtiyacının 6 bin, ve A sınıfı iş güvenliği uzmanı ihtiyacının da 7 bin olduğunu açıkladı.
Yapılan araştırmalara göre eğitim kurumlarından kurs alanların yüzde 25’inin hala kamu kurumlarında devlet memuru olarak çalıştığına dikkat çeken Bozkır, bu kişilerin de aktif iş güvenliği uzmanlığı yapmadığını hatırlattı.

1 Ocak 2014’ten itibaren tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan 50’nin altında çalışanı olan işyerleri içinde işyeri hekimi ve iş güvenlik uzmanlığı sözleşmesi yapılması zorunluluğu geldiğini belirten Bozkır, “Bu da hükümeti ciddi ve radikal kararlar almaya zorlanıyor. Kaldı ki daha önce söz konusu işyerleri ile ilgi hükümler ertelenmişti ve ikinci bir ertelemenin kanunu işlevselliğini ve güvenilirliğini olumsuz etkileyeceği kaçınılmaz. Elde edilen verilere ve gidişata bakılırsa işyeri hekimi ve iş güvenlik uzmanı ihtiyacı ciddi oranda artış görünecektir. Kamuda çalışan iş güvenlik uzmanlığı belgesine sahip olan memurlarında dışarıda uzmanlık yapmalarının önünün açılması durumunda iş güvenlik uzmanlığı ihtiyacının giderilmesine önemli ölçüde katkıda bulunacağı kanaatindeyiz.” dedi.

Bozkır, TBMM gündemindeki, ‘Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın yasalaşmasıyla kamuda çalışan işyeri hekimlerinin ayda 30 saat işyeri hekimliği yapabileceğini dile getirdi. Bozkır şunları kaydetti:
“Taslak yasalaşırsa; kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan ve yöneticilik görevi bulunmayan tabipler ile aile hekimleri, kurum ve kuruluşlarındaki çalışma saatleri dışında aylık otuz saati geçmemek üzere işyeri hekimliği yapabilir. Tabipler, işyeri hekimliği eğitimi alma ve işyeri hekimliği belgesine sahip olma şartı aranmaksızın az tehlikeli işyerlerinin işyeri hekimliği görevini yapabilirler. Bu piyasadaki işyeri hekimi ihtiyacına bir miktar katkıda bulunacaktır. Aynı durum kamuda çalışan iş güvenlik uzmanları içinde gündeme alınır ise ciddi bir sıkıntı giderilmiş olacaktır. Amaç iş kazaları ve meslek hastalıkları ile mücadele olduğuna göre olayı çok yönlü ele alarak kamuda çalışan ve aktif olarak iş güvenliği uzmanlığı yapamayan meslektaşlarımızın da dışarıda hizmet vermelerinin önü açılmalıdır. Dernek olarak görüşülen torba kanununa kamuda çalışan iş güvenlik uzmanları için de madde eklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Burada toplumun bir kesiminin değil kamunun ortak yararları olduğu kanısındayız.”

Başkent Ankara’da Büro Memur-Sen üyesi bir grup, 2013 yılında memura yapılan yüzde 3’lük zammı protesto etti. Grup, memurlar için açılan temsili 2013 yılı tenceresinden çıkan ekmek ve kuru soğanı ise yedi.

Büro Memur-Sen, kamu çalışanlarının fazla mesai ücretinin, ikramiyelerinin ve ek ödemelerinin kaldırılması ile memura verilen yüzde 3’lük zammı protesto etti. Büro Memur-Sen üyesi yüzlerce kişi, ‘kaşıkla verdiler kepçeyle aldılar’ ‘sadaka zammı al başına çal’ sloganları atarak ‘sadaka değil hakkımızı istiyoruz’ ‘kapıkulu değil devlet memuruyuz’ dövizleri taşıdı.

Büro Memur-Sen Genel Başkanı Yusuf Yazgan eylemde yaptığı konuşmada, “Memura yapılacak yüzde birlik fazla zamla ‘ülke batar’ edebiyatı yaparlar, çalışanlara çay kaşığıyla verdiği zammı kepçeyle geri almaktadır. Yoksulluk sınırının 3 bin lira olduğu günümüzde memurlarımız aileleriyle birlikte yoksulluğa mahküm edilmektedir” dedi. Son bir yıl içinde doğalgaza, elektriğe ve akaryakıta ortalama yüzde 30’un üzerinde zam geldiğini belirten Yazgan, buna rağmen kamu çalışanlarına yapılan yüzde 3’lük zammın komik olduğunu ifade etti. Zorunlu olarak tüketilmesi gereken ürünlere gelen zamlar karşısında memurun aldığı zammın kartopu gibi eriyip gittiğini kaydeden Yazgan, “Memura yapılacak yüzde birlik fazla zamla ‘ülke batar’ edebiyatı yapanlar, çalışanlara çay kaşığıyla verdiği zammı kepçeyle geri almaktadır. Yoksulluk sınırının 3 bin lira olduğu günümüzde memurlarımız aileleriyle birlikte yoksulluğa mahküm edilmektedir. Bizler insanca yaşamak, ailemizin karşısına boynu bükük değil gururla gitmek, çocuklarımıza güçlü bir gelecek hazırlamak istiyoruz. Kısacası sadaka değil, hakkımızı istiyoruz” diye konuştu.

Protesto gösterisinde Büro Memur-Sen, memurun 2013 yılı tenceresini açtı. Memurun tenceresinden ekmek ve kuru soğan çıktı. Memurlar tencereden çıkan ekmeği ve kuru soğanı eylem alanında afiyetle yedi.

Kamu görevlilerinin maaşlarına yapılan 2013’te zammı yetersiz bulan memurlar Antalya Defterdarlığı önünde maaş bordrolarını yaktı.

Kamu-Sen’e bağlı Türk Büro-Sen Antalya Şubesi, defterdarlık binasının önünde eylem yaptı. Şube Başkanı Nuri Ünal, basına yaptığı açıklamada zamları eleştirdi. 2012 yılı içerisinde doğalgaz, elektrik, benzin ve kömüre yapılan zamların yüksek olduğuna atıfta bulunan Ünal, buna karşın memurlar maaşlarına yapılan yüzde 3’lük zammı yetersiz bulduğunu açıkladı.

666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yi eleştiren Ünal, “Belirtilen düzenleme ile hükümet eşit işe eşit ücret uygulamasını hayata geçirdiğini gerekçe olarak ileri sürmüştür. Ancak hangi işin hangi işe eşit olduğunun tanımını yapacak hakkaniyet ölçülerinde bir düzenleme mevzuatta bulunmamaktadır.” diye konuştu.

Türk Büro-Sen üyesi kamu görevlileri, açıklama sonrası maaş bordrosu yaktı.

Adalet Bakanlığından:

ELEKTRONİK TEBLİGAT YÖNETMELİĞİ
BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam, Dayanak, Tanımlar ve İlkeler
Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; elektronik ortamda yapılacak tebligatlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
(2) Bu Yönetmelik, kazaî merciler, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler, (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlar, (IV) sayılı cetvelde yer alan sosyal güvenlik kurumları ile il özel idareleri, belediyeler, köy hükmî şahsiyetleri, barolar ve noterler tarafından Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü vasıtasıyla yapılacak elektronik tebligatları kapsar.
Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 7/a maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar

MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelikte geçen;
a) Elektronik tebligat: Bu Yönetmelik kapsamına uygun olarak elektronik ortamda yapılan tebligatı,
b) Elektronik tebligat adresi: Muhatap ve tebligatı çıkaran merciye ait olan elektronik tebligata elverişli kayıtlı elektronik posta adresini,
c) Elektronik tebligat hizmeti: Bilişim sistemleri vasıtasıyla muhatabın elektronik tebligat adresine iletilmek üzere, tebligatı çıkaran merci tarafından tebligatın gönderilmesini ve bu iletinin muhataba elektronik ortamda delillendirilerek tesliminin sağlanması hizmetini,
ç) Elektronik tebligat mesajı: Tebliğ edilecek içerik veya diğer ekli dokümanlar ile tebliğ için gerekli muhatap bilgilerinden oluşan tebligat mesajının tümünün tebligatı çıkaran merci tarafından güvenli elektronik imza ile imzalanmış halini,
d) Güvenli elektronik imza: 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununun 4 üncü maddesinde tanımlanan güvenli elektronik imzayı,
e) Hizmet sağlayıcısı: Kayıtlı elektronik posta hizmet sağlayıcısını,
f) İdare: Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğünü,
g) İşlem sertifikası: İdarenin veya diğer hizmet sağlayıcılarının hizmetlerine ilişkin işlem verilerini imzalamak için kullandığı elektronik sertifikayı,
ğ) Kanun: 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununu,
h) Kayıtlı elektronik posta (KEP): Elektronik iletilerin, gönderimi ve teslimatı da dâhil olmak üzere kullanımına ilişkin olarak delil sağlayan, elektronik postanın nitelikli şeklini,
ı) MERSİS: Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından oluşturulan ve yönetilen Merkezi Sicil Kayıt Sistemini,
i) MERSİS No: MERSİS tarafından verilen tekil numarayı,
j) Muhatap: Elektronik tebligatı alan gerçek veya tüzel kişiyi,
k) Olay kaydı: İdare veya diğer hizmet sağlayıcılar tarafından elektronik tebligat hizmetinin verilmesi esnasında meydana gelen ve mevzuat gereği kaydının tutulması zorunlu olan tüm bilişim sistemi işlem kayıtlarını,
l) Tebligatı çıkaran merci: Elektronik tebligat göndermek için İdare tarafından kendilerine elektronik tebligat adresi verilen bu Yönetmeliğin 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen kazaî merciler ile diğer kurum ve kuruluşları,
m) Zaman damgası: 5070 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde tanımlanan zaman damgasını,
ifade eder.
İlkeler

MADDE 4 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında aşağıdaki ilkeler göz önüne alınır:
a) Bilgi güvenliğinin sağlanması.
b) Kişisel verilerin korunması.
c) Birlikte çalışabilirlik.
ç) Hizmet kalitesinin sağlanması.
d) Uluslararası standartların sağlanması.
İKİNCİ BÖLÜM
Elektronik Tebligatla İlgili Genel Hükümler
Elektronik tebligat hizmeti

MADDE 5 – (1) Elektronik ortamda tebligat yapmaya yetkili kılınmış İdare, elektronik tebligat hizmetini yerine getirir.
Elektronik tebligat adresi edinme

MADDE 6 – (1) Tebligatı çıkaran merciler, elektronik tebligat adresi almak için İdareye başvurur. Yapılan başvuruda, elektronik tebligat adresinin hangi birim ve personel tarafından kullanılacağı da belirtilir.
(2) Tebligatı çıkaran merciin merkezî yapıda bir bilişim sistemine sahip olması, işlemlerini elektronik ortamda yapması ve talebi halinde, merci bünyesinde bulunan tüm birimler için tek bir elektronik tebligat adresi kullanılır. Elektronik tebligat gönderme işlemi tebligatı çıkaran merciin sistemi ile İdarenin sistemi arasında yapılacak entegrasyonla sağlanır.
(3) Elektronik tebligat hizmetinden yararlanacak muhatap, elektronik tebligata elverişli kayıtlı elektronik posta adresi edinir.
(4) Gerçek kişi muhataplar, güvenli elektronik imza vasıtasıyla elektronik tebligat adresi almak için hizmet sağlayıcılara başvuru yapabilir.
(5) Muhataplara ait elektronik tebligat adresleri ve bu adreslere ilişkin değişiklikler, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya MERSİS numarasıyla eşleştirilmiş şekilde hizmet sağlayıcılar arasında gerçekleştirilecek entegrasyon kapsamında, tebligat çıkarmaya yetkili mercilerin ve tüm hizmet sağlayıcıların erişimine açık bir şekilde elektronik tebligat hizmeti alanlar listesinde tutulur. Elektronik tebligat hizmetinden isteğe bağlı olarak yararlananların, bu listede yer almaları muvafakatlerine bağlıdır.
Elektronik tebligat hizmetinden yararlanma

MADDE 7 – (1) Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere, elektronik yolla tebligat yapılması zorunludur. Gerçek kişiler ve diğer tüzel kişiler elektronik tebligattan isteğe bağlı olarak yararlanır.
(2) Kendilerine yalnızca elektronik yolla tebligat yapılması zorunlu olan muhatapların, tebligat çıkarmaya yetkili merciler nezdindeki işlemlerinde elektronik tebligat adreslerini bildirmeleri zorunludur.
(3) Kendilerine zorunlu olarak elektronik yolla tebligat yapılması gereken muhataplara, elektronik tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde, Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır. Bu tebligatta ayrıca, müteakip tebligatların elektronik ortamda yapılacağı bildirilir.
(4) Kendilerine elektronik yolla tebligat yapılması isteğe bağlı olan muhatapların, elektronik yolla tebligat almak istemeleri halinde, tebligat çıkarmaya yetkili merciler nezdindeki işlemlerinde elektronik tebligat adresini bildirmeleri gerekir. Bu muhatapların, tebliğ çıkaran merciye bildirdiği adresin elektronik tebligata elverişli olmaması halinde, bunlara, Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır. Bu durumda gönderilecek tebligata, muhatabın bildirmiş olduğu adresin, elektronik tebligata elverişli olmadığına ilişkin şerh düşülür.
Tebligatı çıkaran merci tarafından elektronik tebligatın gönderilmesi

MADDE 8 – (1) Tebligatı çıkaran merci, elektronik tebligat mesajını İdare tarafından verilen elektronik tebligat adresi aracılığıyla İdareye iletir.
İdare tarafından elektronik tebligatın alınması ve muhataba iletilmesi

MADDE 9 – (1) Kendisine elektronik tebligat mesajı ulaşan İdare, bu mesajı zaman damgasıyla ilişkilendirerek muhatabın elektronik tebligat adresine; muhatap diğer bir hizmet sağlayıcıdan elektronik tebligat adresi almış ise, bu hizmet sağlayıcının sunucusuna iletir. Kendisine elektronik tebligat mesajı ulaşan diğer hizmet sağlayıcıları da bu mesajı zaman damgasıyla ilişkilendirerek muhatabın elektronik tebligat adresine iletir.
(2) İdare ve hizmet sağlayıcılar, zaman damgası bilgisini ve mesaj özetini muhataba iletmez, sisteminde tutar.
(3) Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.
(4) Hizmet sağlayıcılar, muhatabın adresine elektronik tebligatın iletilip iletilmediğine ve gecikme oluşmuşsa bu gecikmeye ilişkin kayıtlar da dahil tüm süreçlerin olay kayıtlarını tutar, bu bilgileri İdarenin sistemi vasıtasıyla tebligatı çıkaran merciye derhal bildirir.
(5) Olay kayıtları günde en az bir defa olmak üzere zaman damgası eklenerek güvenli elektronik imzayla imzalanır ve erişilebilir şekilde arşivlerde otuz yıl süreyle saklanır.
(6) Hizmet sağlayıcılar, talep halinde elektronik tebligata ilişkin delil kayıtlarını yetkili mercilere elektronik ortamda sunmakla ve bu amaçla oluşturacağı sistemi hazır tutmakla yükümlüdür.
Muhatabın diğer usullerle bilgilendirilmesi

MADDE 10 – (1) Muhatap tarafından hizmet sağlayıcıya iletişim için diğer bir elektronik posta adresi bildirilmişse, elektronik tebligatın ulaştığı anda bu adrese, bilgilendirme mesajı gönderilir.
(2) Muhatap tarafından hizmet sağlayıcıya iletişim için kısa mesaj alma özelliği olan telefon numarası bildirilmişse, talep halinde ve ücreti muhataba ait olmak üzere bu telefon numarasına hizmet sağlayıcı tarafından elektronik tebligat bilgilendirme mesajı gönderilir.
(3) Bu madde kapsamındaki bilgilendirmelerin herhangi bir nedenle yapılamamış olması, tebligat süresini ve geçerliliğini etkilemez, hizmet sağlayıcının da ikinci fıkra gereğince muhataptan alacağı ücretin iadesi dışında bu madde kapsamında herhangi bir sorumluluğunu gerektirmez.
(4) Muhatabın bu madde kapsamında bilgilendirilmesine ilişkin olay kayıtları hizmet sağlayıcı tarafından tutulur.
Hizmet sağlayıcılar tarafından kullanılacak işlem sertifikasında bulunması gerekli hususlar

MADDE 11 – (1) İşlem sertifikasında, hizmet sağlayıcıya ait bilgiler ve hizmet sağlayıcı adına işlem yapmaya kimin yetkili olduğu hususuna yer verilir.
Muhatabın elektronik tebligatı alma usulü

MADDE 12 – (1) Muhatap elektronik tebligat hesabına, güvenli elektronik imzasını kullanarak veya hizmet sağlayıcı tarafından verilen parola ve şifre ile birlikte telefonuna kısa mesajla gelen tek kullanımlık şifre vasıtasıyla erişir.
(2) Hizmet sağlayıcı, elektronik tebligatı sadece bu tebliği almaya yetkili olan kişiye ulaştırmayı garanti eder. Tebliği almaya yetkili kişinin, kimlik doğrulaması hizmet sağlayıcı tarafından yapılır.
(3) Vekile veya kanuni temsilciye yapılacak elektronik tebligatlarda, Kanun hükümlerine uygun olarak ikinci fıkra hükümleri uyarınca işlem yapılır.
Elektronik tebligat hizmetinin kullanıma kapatılması

MADDE 13 – (1) İsteğe bağlı olarak elektronik tebligat hizmetinden yararlanan muhataplar yönünden elektronik tebligat hizmetinin kullanıma kapatılmasında, 25/8/2011 tarihli ve 28036 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kayıtlı Elektronik Posta Sistemine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin kayıtlı elektronik posta hesabının kullanıma kapatılmasına ilişkin hükümleri uygulanır.
(2) Kamu kurum ve kuruluşları elektronik tebligat alma hizmetinin kullanıma kapatılması başvurusunu İdareye yazılı olarak iletirler. Yapılan başvuruda, elektronik tebligat adresinin hangi birim adına ve hangi yetkili personel tarafından kullanıldığı da belirtilir.
(3) Gerçek kişiler için, hizmetin kullanıma kapatılması başvurusu elektronik imza kullanılarak elektronik ortamda da yapılabilir.
(4) Kullanıma kapatılan elektronik tebligat adresleri, elektronik tebligat hizmeti alanlar listesinden derhal silinir ve elektronik tebligat adresinin kullanıma kapatıldığı an, zaman damgasıyla kayıt altına alınır.
(5) Kullanıma kapatılan elektronik tebligat adresine tebligat gönderimi ve alımı engellenir ancak üç ay süreyle muhatabın erişimine açık tutulur.
(6) Hizmet sağlayıcı, elektronik imza kullanılarak hizmetin kullanıma kapatılması başvurusu yapıldığı hallerde derhal, fiziki başvurularda beş iş günü içinde muhatabın elektronik tebligat adresine elektronik tebligat mesajı gönderilmesini engeller.
(7) Elektronik tebligat yapılması zorunlu olan muhataplar, hizmet sağlayıcılarını değiştirebilirler, ancak elektronik tebligat hizmetinin kullanıma kapatılması için başvuruda bulunamazlar.
(8) Ölüm, ceza infaz kurumuna girme, askerlik hizmeti gibi sebeplerle elektronik tebligat hizmetinden yararlanma imkanı ortadan kalkmış ancak tebligat çıkarmaya yetkili merciler nezdindeki işlemlerinde elektronik tebligat adresini bildirmiş olan muhatabın, elektronik tebligat adreslerinin kullanıma kapatılması veya askıya alınması işlemi ilgili kurumlar ile İdarenin sistemi arasında sağlanacak entegrasyon çerçevesinde otomatik olarak yapılabilir. Tüzel kişiliğin sona ermesi ve benzeri sebeplerle elektronik tebligat hizmetinden yararlanma imkanı ortadan kalkmış olan tüzel kişi muhatabın, elektronik tebligat adresinin kullanıma kapatılması konusunda da bu fıkra hükümleri uygulanır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Elektronik Tebligat Hizmetiyle İlgili İdarenin ve Diğer Hizmet Sağlayıcıların Görev,
Yetki ve Sorumlulukları
Elektronik tebligat hizmetiyle ilgili görev, yetki ve sorumluluklar

MADDE 14 – (1) İdare, Kanunun elektronik tebligata ilişkin hükümlerine ve bu Yönetmeliğe uygun olarak tebligatı çıkaran merciler tarafından iletilen elektronik tebligatları, kayıtlı elektronik posta sistemi vasıtasıyla muhataba ulaştırır. Ancak, muhatap elektronik tebligat adresini İdare dışında diğer bir hizmet sağlayıcıdan almış ise İdarenin sorumluluğu, kendine ulaşan elektronik tebligat mesajını zaman damgasıyla ilişkilendirerek ilgili hizmet sağlayıcının sunucusuna ilettiği anda sona erer.
(2) İdare ve diğer hizmet sağlayıcılar, elektronik tebligat hizmetine ilişkin olay kayıtlarını mevzuatta belirlenen süreler içinde saklamakla yükümlüdür.
(3) Mevzuatta yer alan istisnalar saklı kalmak kaydıyla tebligat içeriğinin muhatap haricindeki kişilerce görülememesi için hizmet sağlayıcılar ile tebligat çıkarmaya yetkili merciler tarafından gerekli tedbirler alınır.
(4) İdare ve diğer hizmet sağlayıcılar, elektronik tebligat hizmetini yürütmek için kendilerine bildirilen verileri, elektronik tebligat hizmeti haricinde herhangi bir maksatla kullanamaz ve üçüncü kişilerle paylaşamaz. İdare ve diğer hizmet sağlayıcılar, bu verilerin güvenli bir şekilde saklanmasından münhasıran sorumlu olup, mevzuat gereğince saklanmasına ihtiyaç kalmayan verileri imha eder.
(5) Elektronik tebligat hizmeti sağlama sözleşmesinin yapılması, verilerin üçüncü kişilere nakline muhatabın rıza göstermesi şartına bağlanamaz. Elektronik ortamda tebliğ edilen evrakın aslı veya içeriğinin üçüncü kişilere verilmesi konusunda anlaşma yapılamaz.
(6) İdare ve diğer hizmet sağlayıcılar, elektronik tebligatları muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştırmak üzere teslim almak, istendiğinde saklama süresi içinde erişime hazır halde bulundurmakla yükümlüdür.
(7) İdare ve diğer hizmet sağlayıcılar, elektronik tebligat mesajını, tebligatı çıkaran merci tarafından iletilmesi tarihinden bir gün sonra başlamak üzere iki ay süresince erişime hazır tutar. Muhatap ile hizmet sağlayıcı arasında aksine bir sözleşme yok ise bu sürenin sonunda elektronik tebligata konu içerik silinir.
(8) Elektronik tebligat hizmetinin yerine getirilmesi esnasında görev alan kişilerin sorumluluğuyla ilgili olarak Kanun hükümleri uygulanır.
(9) İdare ve diğer hizmet sağlayıcılar, engelli kişilerin elektronik tebligat hizmetinden yararlanabilmeleri için mümkün olan çalışmaları yapar.
(10) Kendisine zorunlu olarak elektronik yolla tebligat yapılması gereken ancak elektronik tebligat adresi edinmeyen muhatapların MERSİS’te kayıtlı olan tebligat adreslerine, elektronik tebligat adresi edinmeleri için başvuruda bulunmaları konusunda MERSİS’ten sorumlu kurum tarafından bildirim yapılır.
Elektronik tebligat hizmetlerinin ücretlendirilmesi

MADDE 15 – (1) İdare, bu Yönetmelikte sayılan hizmetlerin karşılığında alacağı bedele ilişkin ücret tarifesini Kanun hükümleri çerçevesinde belirleyerek resmî internet sayfasında yayımlar.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Uygulanacak hükümler

MADDE 16 – (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde 25/1/2012 tarihli ve 28184 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik ile Kayıtlı Elektronik Posta Sistemine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümleri uygulanır.
Yürürlük

MADDE 17 – (1) Bu Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, ikinci ve üçüncü fıkrası ile 13 üncü maddesinin yedinci fıkrası ve 14 üncü maddesinin onuncu fıkrası 19/1/2013 tarihinde, diğer hükümleri yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme

MADDE 18 – (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Adalet Bakanı yürütür.

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/01/20130119-8.htm

Bilindiği gibi; mevzuatta yapılan düzenlemeler sonucunda bazı belediyeler ile memur sendikaları arasında sosyal denge sözleşmesi imzalayarak memurların maddi ve sosyal haklar sağlanması yolu açılmıştır. Bu alanda; asıl tartışma belediyeler ile sendikaların arasında sözleme imzalama ve ödeme yapılıp yapılamayacağı konusundadır. Bu konuyu Uluslararası Çalışma Teşkilatı (ILO)’nun Ülkemizce onaylanan 87, 98, 151 sayılı sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı hükümlerinin Anayasa’nın 53 ve 90’ıncı maddeleri uyarınca değerlendirilmesi gerektiği yönünde görüşler bulunmaktadır. Bu sosyal denge sözleşmesi ile; memur olarak çalışanlara sosyal paket, bayram, yılbaşı öğrenim, giyecek ve yakacak yardımları sosyal denge yardımı yıllık mazeret izni, bayram tatilleri ve hafta sonu çalışması, hasar ve zararların tazmini, yıllık izin parası, ölüm yardım,- evlenme yardımı, muayene için hastaneye gidenlere vasıta temini, doğal afet yardımı ve çalışanların eğitimi gibi yapılan sözleşmeler gereği memurlara ödemeler yapılmaktadır.

Diğer yandan; sosyal denge zammı uygulamaları ile ilgili usulsüz ödeme olduğuna dair iddiaların incelenmesi, soruşturma ve cezai yargılama ile mali yargılamadan oluşmaktadır. Sosyal denge sözleşmesi yapılarak sosyal denge ücreti ödenmesi cezai açıdan kesinlik olmamakla birlikte yetkili organlar tarafından suç olarak kabul edilmemiştir. Ancak, mali yargılamada ise; usulsüz ödemeler, fazla ödemeler ve benzeri mali işlemlerin değerlendirilmesi yönünden farlılık içermektedir. İdareler savunma yaparken;Danıştay ve Yargıtay kararları, ILO sözleşmesi ve Avrupa Sosyal Şartına dayanmaktadırlar. Burada Sayıştay’ın görüşü ise; mevzuatta yeni bir düzenleme yapılmadığı sürece mevcut hükümlerin tespit ettiği memur statüsünün sözleşmelerle değiştirilmesi ve dolayısıyla belediyelerin toplu iş sözleşmeleri aktetmek suretiyle veya başka birtakım tasarruflarla memurlar için kanunlarda öngörülen hak ve statüleri dışına çıkmasına yol açacak bir uygulamaya gitmekSayıştay’a göre mümkün gözükmemektedir.

Öte yandan; yerel yönetimler ile memur sendikaları arasındatoplu iş sözleşmesi ve sosyal denge sözleşmesi adıyla sözleşmeler imzalamalarını Anayasa’nın 90’ıncı maddesi, 87, 98 ve 151 sayılı ILOsözleşmelerine dayandırılmaya çalışılmaktadır Anayasa’nın 90’ıncı maddesinde’’… Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarasıandlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır…’’ hükmü bulunmaktadır. Anayasa’nın 53’üncü maddesinde işçilerin veişverenlerin toplu iş sözleşmesi haklarına sahip oldukları, 128’inci madde ise kamu görevlilerinin ise toplu görüşme yapabilecekleri hüküm altına alınmıştır.

Türkiye 1952 yılında ILO’nun (Uluslar arası Çalışma Örgütü) 98 sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkının Korunması Sözleşmesini, 1954 yılında İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesini imzalamıştır. 98 sayılı sözleşme örgütlenme, sendikalaşma ve toplu pazarlık hakkının memurlar dahil tüm çalışanlara vermiştir. Diğer yandan; kamu görevlilerinin örgütlenme hakkının korunması ve istihdam koşullarının belirlenmesine ilişkin 151 sayılı ILO Sözleşmesi 25.11.1992 tarih ve 3848 sayılı Kanunun ile uygun görülmüş,Bakanlar Kurulu 08.01.1993 tarih ve 93/396 sayılı kararıyla onaylamış ve 25.02.1993 tarih ve 21507 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bilindiği gibi bu sözleşmelerden 87 sayılı sözleşme sendika özgürlüğü ve örgütlenme hakkının korunmasına yöneliktir. 98 sayılı sözleşme ise; örgütlenme ve toplu pazarlık hakkının uygulanmasına ilişkindir. 151 sayılı sözleşme ise kamu görevlilerinin örgütlenme ve çalışma hakları ile ilgilidir. Türkiye kabul ettiği Avrupa Sosyal Şartı’nın örgütlenme hakkını düzenleyen 5’inci maddesi ile toplu sözleşme hakkını düzenleyen 6’ncı maddelerine çekince koymuştur. Böylece; 87, 98 ve 151 ILO Sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartıhükümleri önem taşımaktadır.

1982 Anayasası’nın 128’inci maddesi 23.07.1995 tarih ve 4121 sayılı yasanın 4’üncü maddesiyle 53’üncü maddesinde yapılan değişiklikle kamu görevlerine sendika kurma yolunda yeni imkanlar sağlanmıştır. 657 sayılı Kanun da değişiklik ise 12.06.1997 tarih ve 4275 sayılı Yasa’nın 1’inci maddesiyle 2 sayılı KHK yürürlükten kaldırılmış bulunan 22’nci madde yeniden düzenlenerek devlet memurları sendikalar kurabilme, bunlara üye olabilme ve üst kuruluşlar kurulma yolu açılmıştır. Daha sonra ise; 25.06.2001 tarihinde TBMM’nde kabul edilen ve 12.07.2001 tarih ve 24628 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Görevlileri Sendikalar Kanunu kabul edilmiş ve 13.08.2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir

Böylece; 87 Nolu Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin Sözleşme, 98 Nolu Teşkilatlanma ve Kolektif Müzakere Hakkı Prensiplerinin Uygulanmasına Müteallik Sözleşme ve 151 Nolu Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunması ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemlerine İlişkin Sözleşme’nin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Anayasa, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, 5393 sayılı Kanun, Ayrupa Sosyal Şartı, 87, 98, 151 nolu ILO sözleşmeleri birlikte değerlendirildiğinde sosyal denge sözleşmesi hakkında bir fikir sahibi olunabilir.

En son olarak da 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun mali hükümler başlıklı 146’ncı maddede (Değişik: 30/5/1974 – KHK 12; değiştirilerek kabul: 15/5/1975 – 1897/1 md.)Bu Kanunun birinci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren memurlar aylık, ücret, ödenek, hizmetle ilgili her çeşit ödeme ve bunların şekil ve şartları bakımından bu Kanundaki hükümlere, aynı maddenin ikinci fıkrası kapsamına giren memurlar özel kanunlardaki hükümlere tabidir.Memurlara kanun, tüzük ve yönetmeliklerin ve amirlerin tayin ettiği görevler karşılığında bu Kanunla sağlanan haklar dışında ücret ödenemez, hiçbir yarar sağlanamaz. (Gençlik ve Spor hizmetleri uygulamasında fiilen görevlendirilecekler hariç.)

Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’nün 06.01.05 tarih ve B.07.0.BMK.0.22115908- 158 sayılı Sosyal Denge Sözleşmesi konulu yazısı bulunmaktadır. Bu yazıya göre; Buradan da anlaşılacağı üzere Maliye Bakanlığı sosyal denge sözleşmesi adı altında yerel yönetimlerde memurlara herhangi bir ödeme yapılmasına olumsuz yaklaşmaktadır.

Sayıştay Temyiz Kurulu’nun 10.02.2004 tarih ve ilam No:1229 ve tutanak no: 26891 sayılı kararı ve Sayıştay 7. Dairesi’nin 29.03.2005 gün ve Karar: 9595 sayılı kararları ile.Neticede; Sayıştay’da tıpkı Maliye Bakanlığı gibi bu olaya olumsuz yaklaşan kurumlar arasında yer almaktadır. Bunu ise mali yargılama yönünden değerlendirmek gereklidir. Yukarıda bahsedilen bu karalar toplu olarak değerlendirildiğinde; Sayıştay sosyal denge sözleşmesi imzalanmasına ve buna dayanılarak ödemeler yapılmasına imkan olmadığı görüşündedir.

Danıştay’ın sosyal denge sözleşmesi ile ilgili verdiği karalar değişiklikler arz etmektedir. Örneğin; Danıştay İkinci Dairesinin 05.04.1996 tarih ve Esas: 1994/2856, Karar: 1996/772 sayılı kararı ile; belediye memurları ile yasal dayanağı olmayan bir toplu sözleşme yapıldığından bahisle suçları sabit görüldüğünden yargılanmalarının gerekliliğine karar verilmiştir. Yine; Danıştay İkinci Dairesinin 16.04.1996 tarih ve Esas:1994/2827, Karar: 1996/834 sayılı kararı ile aynı yönde karar verilmiştir. Her iki kararda da TCK 240 görevi kötüye kullanma kabul edilerek karar verilmiştir.

Neticede; yukarıda belirtilen diğer karalardan farklı olarakDanıştay 1’inci Dairesinin K:2005/1363, E.2005/1067 sayı ve 17.11.2005 günlü kararı ile; Uluslararası Çalışma Teşkilatı (ILO)’nun Ülkemizce onaylanan 87, 98, 151 sayılı sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı hükümlerinin Anayasanın 53 ve 90’ıncı maddeleri uyarınca değerlendirilmesi sonucu Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası ile Belediye arasında varılan mutabakat uygulamasının suç teşkil eder bir yanının bulunmadığı, bu nedenle ilgililere isnat edilen eylemin, haklarında hazırlık soruşturması yapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı anlaşıldığından, itirazların kabulüyle İçişleri Bakanının 19.7.2005 günlü, 2005/2426 sayılı kararının soruşturma izni verilmesine ilişkin kısmının kaldırılmasına karar verilerek farklı bir tutum ortaya konmuştur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 25.05.2005 gün ve Esas: 2005/9-320, Karar: 2005/355 sayılı kararı ile bir sendikaya ana dilde yayın yapma yasağı ile ilgili yasağın kaldırılmasında aynı yöntemi kullanmıştır. Burada da Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmalara ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına dayanılarak yapılan işlemi ortadan kaldırılması yönünde karar verilmiştir.

Yine, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 16.06.1998 gün ve Esas: 98/6385 ve Karar: 98/6488 sayılı kararı ile belediyeler adına toplu sözleşme imzalayan ve ödeme yapanların eylemleri bir memur suçu olduğundan bu karar önem taşımaktadır. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 16.06.1998 gün ve Esas:98/6385 ve Karar: 98/6488 sayılı kararı ile de onandığı anlaşılmıştır.

Her şeyden önce lehteki görüşlere baktığımızda; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 146’ncı maddesi ile; (Değişik: 30/5/1974 – KHK 12; değiştirilerek kabul: 15/5/1975 – 1897/1 md. Kanunun birinci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren memurlar aylık, ücret, ödenek, hizmetle ilgili her çeşit ödeme ve bunların şekil ve şartları bakımından Kanundaki hükümlere, aynı maddenin ikinci fıkrası kapsamına giren memurlar özel kanunlardaki hükümlere tabidir. Memurlara kanun, tüzük ve yönetmeliklerin ve amirlerin tayin ettiği görevler karşılığında bu Kanunla sağlanan haklar dışında ücret ödenemez. hiçbir yarar sağlanamaz. Gençlik ve Spor hizmetleri uygulamasında fiilen görevlendirilecekler hariç.) Bu maddenin anlamı gayet açıktır. 657 sayılı kanunun 1’inci maddesi kapsamına giren memurlara herhangi bir maddi imkan sağlanamayacaktır.

Ayrıca; Sayıştay Genel Kurulu’nun 23.06.1994 gün ve 4808/1 sayılı Kararında özetle; “…Her ne kadar Anayasanın 90’ıncı maddesinin son fıkrası uyarınca, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınmakta ise de, ILO sözleşmelerinin uygulanabilmesi, ancak bu konuda mevzuat hükümlerinde gerekli değişikliklerin yapılması ve uygulama esaslarının belirlenmesi halinde mümkün olabilecektir. Esasen 151 sayılı ILO Sözleşmesinde de, bu sözleşmenin uygulama alanına ve istihdam koşullarının belirlenmesi yöntemlerine ilişkin bazı konuların, milli kanunlarla ve milli şartlara uygun olarak düzenleneceği vurgulanmıştır. Bu itibarla, mevzuatta yeni bir düzenleme yapılmadığı sürece, mevcut hükümlerin tespit ettiği memur statüsünün, sözleşmelerle değiştirilmesi ve dolayısıyla belediyelerin toplu iş sözleşmeleri akdetmek suretiyle veya başka bir takım tasarruflarla memurlar için kanunlarda öngörülen hak ve statülerin dışına çıkılmasına yol açacak bir uygulamaya gitmeleri mümkün bulunmamaktadır…’’ denilerek belediyede çalışan memurlara kanunlarda sağlanan haklar dışında toplu sözleşmeler aktetmek suretiyle ücret ödenemeyeceğine ve ilave yarar sağlanamayacağına ilişkindir.

Böylece; 657 sayılı kanun ve Sayıştay karaları birlikte değerlendirildiğinde memurların sosyal denge sözleşmesi aktetmesi imkanı bulunmadığı vurgulanmıştır.

Öte yandan; 25.06.2001 tarihinde TBMM’de kabul edilen ve 12.07.2001 tarih ve 24628 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Görevlileri Sendikalar Kanunu kabul edilmiş ve 13.08.2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanunun 1’inci maddesi kapsamına giren görevlilerin 29’uncu maddesinde yer alan ve 3’üncü maddede tanımlanan toplu görüşmeyapabileceklerine ilişkindir. Böylece mevzuatın incelenmesinden 4688 sayılı Kanun’u da toplu görüşmelere yer verilmiştir. 2821 sayılı Sendikalar Kanunu ve 2822 sayılı Toplu İş sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nda yer alan toplu iş sözleşmesi uygulamasına 4688 sayılı Kanun’da yer verilmemiştir. Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’nün 06.01.05 tarih ve B.07.0.BMK.0.22115908- 158 sayılı Sosyal denge sözleşmesi konulu yazısı da bu yönde görüş belirtmiştir. Ayrıca; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ncaİçişleri Banklığı’na verilen 19.11.2004 tarih ve 26282 sayılı görüş yazısında da memurların toplu iş sözleşmesi yapmasına yasal imkan bulunmadığından bahisle sosyal denge sözleşmesi aktedemeyecekleri ve bu yönde ücret alamayacakları yönündedir.

Lehteki görüşlere gelince; Türkiye 1952 yılında ILO’nun (Uluslar Arası Çalışma Örgütü) 98 Sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkının Korunması Sözleşmesi’ni, 1954 Yılında İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ni imzalamıştır. 98 sayılı Sözleşme örgütlenme, sendikalaşma ve toplu pazarlık hakkının memurlar dahil tüm çalışanlara vermiştir. Diğer yandan; kamu görevlilerinin örgütlenme hakkının korunması ve istihdam koşullarının belirlenmesine ilişkin 151 sayılı ILO Sözleşmesi 25.11.1992 tarih ve 3848 sayılı Kanunun ile uygun görülmüş, Bakanlar kurulu 08.01.1993 tarih ve 93/396 sayılı kararıyla onaylamış ve 25.02.1993 tarih ve 21507 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu 98 ve 151 sayılı ILO sözleşmeleri gereğince sendikalaşma ve toplu iş sözleşmesi temel haklardan sayıldığına ve imzalayan ülkelerin bütün kamu görevlilerine hak teşkil ettiğine göre memur sendikaları ile yerel yönetimler arasında imzalanan sosyal denge sözleşmesi yasaldır denilmektedir

Böylece; 87 Nolu Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin Sözleşme, 98 Nolu Teşkilatlanma ve Kolektif Müzakere Hakkı Prensiplerinin Uygulanmasına Müteallik Sözleşme ve 151 Nolu Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunması ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemlerine İlişkin Sözleşmenin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Anayasa, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, 5393 sayılı Kanun, Ayrupa Sosyal Şartı, 87, 98, 151 nolu ILO sözleşmeleri birlikte değerlendirildiğinde sosyal denge sözleşmesi imzalanabileceği yönünde eğilim vardır.

Böylece ; Sayıştay, Maliye bakanlığı ve içişleri Bakanlığı sosyal denge sözleşmesine dayanılarak kamu görevlilerine herhangi bir ödeme yapılamayacağına belirtmekte isede; bu konuda ödeme yapılabileceğine ve suç sayılmayacağına ilişkin birere yüksek mahkeme olan Danıştay ve Yargıtay kararları esas olduğuna göre; kamu görevlilerine sosyal denge sözleşmesi gereği ödemelerin yapılabileceği ve hukuken bir sorun olmayacağı değerlendirilmektedir
Neticede; bugün birçok belediyede uygulanan ve bazı belediyelerde kamu görevlilerine kendi maaşları kadar ilave imkan sağlayan sosyal denge sözleşmesinin belediyelerde ve il özel idarelerinde uygulanması imkanı bulunmaktadır.

KAYNAKLAR:

1. TAMER, Mustafa, Yerel Yönetimlerde İmar, Mustafa Tamer Stratejik Araştırmalar Vakfı Yayınları No:7, İzmir, 2010, (ISBN:978-605-60614-6-2) Başsaray Matbaası, 770 sh.
2. TAMER, Mustafa, ‘’ Yerel Yönetimlerde Sosyal Denge Sözleşmesi Uygulaması -1-’’ Belediye Dergisi, NİSAN-2007, Cilt:14, Sayı:04, S.25-32.
3. TAMER, Mustafa, ‘’ Yerel Yönetimlerde Sosyal Denge Sözleşmesi Uygulaması -II-’’ Belediye Dergisi, MAYIS-2007, Cilt:14, Sayı:05, S.15-24.

Dr. Mustafa TAMER
Vali

Toplum olarak; okumuyoruz, okumuyoruz, okumuyoruz. Bu gerçektende böyle. Bütün göstergeler bu yönde.

Bugün; kütüphanelerde bulunan kitaplardan her kitabı sadece bir kişi okumakta ve toplumda 4 kişiden biri bir yılda ancak kütüphaneye uğramaktadır. Bunların büyük çoğunluğunun ise ödev yapmak için kütüphaneye gelen öğrencilerin olduğunu düşünürsek, durumun daha da vahim olduğunu görürüz.

Ülke düzeyinde günde sadece 3-4 milyon adet basan gazetelerin sayısı Avrupa’da sadece bir gazetenin günlük baskısına erişebilmektedir. Diğer gelişmiş ülkelerde bir yazarın ömür boyu yazdığı edebi kitap sayısı 50-60’a çıkabilirken, Türkiye’de bir yılda yazım hayatına girebilen, toplam kitap sayısı ancak o kadar olabilmektedir.

Aynı şekilde tek başına bir kitabın gelişmiş ülkelerdeki ortalama bir yıldaki baskı adedi 50.000-60.000 adet ve hatta 150.000’e ulaşırken, Türkiye’de bir defada eseri 5.000 adet basabilen bir yazarın heyecandan gözleri dışarı fırlamaktadır.

Bunlar acı ve somut gerçeklerdir. Bu ölçüler ortada dururken; ülke ve toplum olarak kendimizi diğer ülkelerle ve toplumlarla yarıştırma ve boy ölçme sevdasına kapılmamız, gerçeklerle pek bağdaşmamaktadır. Gerçekçi olmak ve durumu olduğu gibi kabul etmek ve ona göre de çare aramak gerekir.

Peki bu durum karşısında ne yapacağız? Burada özellikle ve öncelikle eğitim ve öğretim yapımızda okumayı nasıl günlük alışkanlık haline getirebilmenin araştırmasını yapmalıyız. Trende, vapurda, evde, işyerinde, plajda vs aylak aylak oturan , sadece sağa sola bakınan ve etrafını seyrederek en kıymetli ve telafisi imkansız bir değer olan ‘’zamanı’’ hoyratça kullanan insan tipinden ayrılarak; ‘’kitap kurdu’’ haline gelen ve boş zamanı olduğunda kitap ve gazete okuyamayınca kendisini mutsuz sayan bir insan tipi oluşturmadıkça gelişemeyiz, çağı yakalayamayız.

Bunun yolu ailede başlayan, eğitim ve öğretim yıllarında devam eden, toplumsal alışkanlığa uzanan bir dizi strateji değişikliğinden başlamakla olur.

Dünya’da televizyon izleme sıralamasına ülkeler düzeyinde baktığımızda sırasıyla; Tayland, Filipinler, Mısır, Türkiye ve Endenozya olarak sıralanmaktadır. Türkiye televizyon izlemede 6 ncı sıradadır. En çok televizyon izleyen ülkelerin kimlerden oluştuğuna ve izlenen programların içeriğine baktığımızda bu durumun aslında ne kadar aleyhimize olduğunu görebiliriz.

Diğer yandan; Dünya’da bir yılda bir kişinin okuduğu kitap sayısına ülkeler düzeyinde baktığımızda; Japon 25, İngiliz 24 ve İsveçli ise 12 kitap okurken; bir yılda 16 Türk birleşip bir kitap okuyabilmektedir.

Kitap okumaya; ABD’liler kişi başına bir günde 24 dakika ayırırken, Türkler günde sadece 16 saniye ayırmaktadır.

İşte bu sonuçlardan da görüleceği üzere; okumaya gereken önemi vermeden; üreten, geniş düşünen, çağdaş ve analiz yapabilen insan tipini yetiştirmemiz ise imkansız gibidir.

Diğer yandan; bu konuda en önemli strateji değişikliği de mutlak surette ‘’fikir ve sanat eserlerine ilişkin telif haklarının’’ sağlam güvenceye kavuşturulması ve kağıt fiyatlarının çok ucuz tutulması, gerekirse sübvanse edilmesi ve hatta kitabın insanlara bedava verilmesidir.

Toplum olarak bu alışkanlığı hava gibi, su gibi, yemek gibi günlük ihtiyaç haline sokuncaya kadar belli fedakarlıklar ve maliyelere katlanmak durumundayız
Kalkınma ve gelişme ile çağdaş insan yetiştirmenin yolu buradan geçtiğine göre; eğitim metodumuzun kalıcı olacak şekilde değiştirmeli, yazan ve okuyan insanlarımızı korumalı ve kitap fiyatlarını düşük tutmalıyız. Çünkü; toplumumuzun asıl sorunu üretememe hastalığıdır. Bu temel sorun ancak çok çalışmak ve okumakla giderilebilir.

Toplum olarak bunu yapacak karakterde ve kudretteyiz.

Buyurun kolay gelsin!

Dr. Mustafa TAMER
Vali
e-mail ; [email protected]
Web : www.mustafatamer.com

Bilindiği gibi günümüzde Dünyada ; küreselleşme ve bilgi toplumuna geçiş, uluslarası ve uluslarüstü bölgesel entegrasyonlar, yerel değerler, yerinden yönetimler ve doğrudan yabancı sermeye girişinim ülkelerdeki durumu ülkelerin geleceğini ve mevcut durumunu etkilemektedir.

Öte yandan; 21. Yüzyılın kamu yönetimi vizyonu; saydam, katılımcı, hesap verebilir, etkili ve verimli, insan hak ve özgürlüklerine saygılı, belirsizliği ve ayrımcılığı azaltacak şekilde hukuka dayanmalı, öngörülebilir, esnek ve süratli olmak zorundadır

Böylece; uluslararası gelişmelerden etkileşim, serbestleşme, uluslararası finans kurumları, dünya ölçeğinde ekonomik durgunluk ve bölgesel krizlerin yanında; ulaşımda, bilgi ve iletişimde gelişmeler, bilgi, bilişim, ulaşım, haberleşme, genteknolojisi biyoteknoloji, nanoteknoloji hidrojen gibi alanlardaki değişme ve gelişmeleri izlemek ve bunlara ayak uydurabilmek büyük önem taşımaktadır.

Bu manzara karşısında Türkiye’deki önemli eşitsizliklere baktığımızda; yolsuzluk, mali açık, gelir dağılımı, sağlık, işsizlik, adalet hizmetlerinin niteliği, bölücü, yıkıcı ve irticai hareketler, vergi adaletsizliği, düşük verim, altyapı eksiklikleri, eğitim hizmetlerinin düşüklüğü,dış ticaret açıkları, kamudaki hantallık, düşük verim, kırtasiyecilik ve yüksek enflasyon gibi konuları saymak mümkündür.

Dış politika alanında ise, AB uyum çalışmaları, IMF, Dünya Bankası, Kıbrıs, Irak, Eğe, Dış Türkler, ABD, Ermeni , Patrikhane, Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslar gibi konular devamlı gündemde bulunan ana konulardır.

AB ‘nin üzerinde durduğu, piyasa, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve demokratik değerler ana ilkeler çerçevesinde ülkelerin hareket etmesi istenilmektedir. Bu yönde yelken açan Türkiye’nin bunlarla ve bunlar içinde kalarak sorunlarına çözüm bulması gerekmektedir. AB üyesi ülkelerde bu konular esas göstergeler olarak ele alınmaktadır.

Aynı şekilde; bu durum karşısında nasıl bir insan tipinin yetiştirildiği önem taşımaktadır. Örneğin; Dünyadaki televizyon izleme sıralamasına baktığımızda ; Tayland, Filipinler, Mısır, Türkiye ve Endenozya ilk sıraları paylaşmaktadırlar. Buna karşın; bir yılda bir kişinin okuduğu kitap sayısının ülkeler düzeyindeki rakamlarına baktığımızda; Japon 25, İngiliz 24, İsveçli 12, ABD’li 24 kitap okurken; 16 Türk birlikte ancak yılda 1 kitap okumaktadır. Kitap okumaya; AB’li günde 24 dakika ayırırken, Türkler günde sadece 16 saniye ayırmaktadır. Buda gerçek gelişmişlik ölçüsüdür aslında.

Her şeye rağmen ; Türkiye’nin : dinamik ve genç nüfusu, ekonomisinin büyüklüğü ve gelişme potansiyeli, jeostratejik konumu, enerji haritasındaki yeri, laik – müslüman ülke olması, güçlü ordusu, girişimci sınıfı, tarihsel mirası, elverişli iklimi, çekim alanı olma potansiyeli,doğal kaynakları ve madenleri, Türk dünyası ile olan bağı, insan birikimi, doğalgaz ve petrol gibi enerji iletişim ağındaki konumu, AB üyelik uğraşları ve yapısal dönüşümü gerçekleştirmek iradesi en önemli avantajlarıdır. Böylece; gelişen Dünyayı iyi algılamak ve gelişme ve değişmeler karşısında kendimizi ona en iyi şekilde uyarlamak zorundayız.

Genç Türkiye Cumhuriyetinin bu hedefe ulaşabilmesi için, AB üyeliği yolunda emin adımlarla yürümesi, bilgi ve teknoloji transferlerini yapması, yapısal reformları hızlandırması, toplumun eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlere ilişkin düzeyinin geliştirilmesi, her türlü altyapı eksikliklerinin giderilmesi, demokratik adımların atılması ve insan hakları alanında gerekli ilerlemelerin sağlanması gereklidir.

Yapılan incelemeler sonunda zannedilenin aksine; geleceğin güçlü ülkeleri: Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya, Meksika, Türkiye ve Endonezya gibi ülkeler olacaktır.

Böylece; bölgemizde yakın zamanda bölgesel güç ve Cumhuriyetin 100 ncü yılı olan 2020 li yıllarda da Dünyanın ilk 10 devleti içerisinde yer alan süper güç hedefimize varabilmemiz için çok fazla çaba göstermemiz gerekmektedir.

Ülkemizde son yıllarda ve günlerde oynanan oyunlar karşısında her Türk evladının uyanık olması ve elini taşın altına koyması gerekmektedir. Cesur, atak, üretken ve sözünü esirgemeyen vatandaş olduğumuz takdirde; ülkemin insanı her türlü bunalımı aşacak güçtedir. Her Türk vatandaşını ülkesine karşı ödevini en iyi şekilde yerine getirmek durumundadır.

Bayramlar kardeşliğin, dayanışmanın ve yardımlaşmanın pekiştiği, yine; bayramlar yoksul ve muhtaç vatandaşların hatırlandığı ve bunların ihtiyaçlarının giderildiği özel günlerdir. Kutsal dinimizin bize armağan ettiği ve anlamını iyi kavramamız ve onda göre de yaşamamız gereken davranış biçimleridir bayramlar,

Bizler bu kutsal günleri çok iyi kavrayarak ona göre davranışlarımızı ve düşüncelerimizi ayarlanmamız gerekir. Ancak bu sayede insanlar daha mutlu yaşama imkanına kavuşmuş olacaktır. Bu sayede toplumsal dayanışma gelişecek ve daha mutlu bir toplum yapısı ortaya çıkacaktır. Bu günleri mana ve ehemmiyetine uygun yaşamak esas olmalıdır.

Bayramlar toplumun her kesiminde; kurumda, ailede, okulda, dernekte, sokakta, hastanede, kışlada ve kısacası her düzeyde coşku ve heyecanla kutlanmalı, karşılanmalı ve uğurlanmalıdır. Bu günlerde toplum olarak güzel bir sinerji yaratmak durumundayız ki bu herkesi sarıp sarmalasın,

Bu vesileyle bütün dostlarımın ve herkesin bayramını kutluyorum,

Sağlık ve mutluluk dilerlerimle, daha üretken ve daha huzurlu günlere,

Saygılarımla,

183. TAMER, Mustafa, ‘’ Birliklerde ve Köylere Hizmet Götürme Birliklerinde İhale Süreci’’ DERGİ-DEN Mevzuat Takip Sistemi Dergisi,15 KASIM-15 ARALIK 2010, Yıl:5, Sayı:53, S.41-59.

TAMER, Mustafa, “ Mülki İdarenin Bugünü Üstüne Yaklaşımlar” İdarecinin Sesi Dergisi, EYLÜL 1989, Cilt 111. Sayı: 5, S. 2-8.

Mustafa TAMER Kimdir?

Vali Doç. Dr. Mustafa TAMER’in ”Mülki İdare Amiri Mustafa TAMER ” ve ”Bilim Adamı Mustafa TAMER” olarak iki yönlü mesleki kariyeri bulunmaktadır.

1958 yılında Sivas iline bağlı Şarkışla İlçesinde dünyaya geldi. İlköğrenimini Şarkışla Cumhuriyet İlkokulu’nda ve Şarkışla Ortaokulu’nda…

Vakıf Çalışmaları
İletişim